Gabarda Agît’in Son Gecesi
Mahsun KORKMAZ
Adı Soyadı: Mahsun KORKMAZ
Kod Adı: Agit
Baba Adı: —-
Ana Adı: —-
Doğum yeri ve tarihi: Silvan / Amed
Katılım yeri ve tarihi: —-
Şehadet yeri ve tarihi: 28.03.1986, Gabar
Görevi: HRK Komutanı
GABAR’DA AGİT’İN SON GECESİ…
Patikalar karanlık bir geceye uzandı
Gerilla denilince ilk onun adını ve elinde silahıyla ayakta duran siluetini hatırlarız. 15 Ağustos atılımının komutanı Mahsum Korkmaz (Agit) kısa yaşamına bir gerilla efsanesini sığdırdı. 20 yıl önce Gabar dağında Mahsum Korkmaz’ın yaşamını yitirdiği 28 Mart gecesini arkadaşları anlattı..
Fevzi Aydın (Selim):
1986 bahar atılımı için çeşitli ve kapsamlı eylem planlarımız vardı. Planladığımız bu eylemleri peş peşe gerçekleştirip Gabar’dan Cudi’ye geçecektik. Bizim Guina’daki karakolun kaldırılması eyleminin keşfini Harun, Hayri, Zana ve Bozan’la birlikte yapmıştık. Zivinga Şikaka bahçelerinin bulunduğu Pavan’a gittik. Burada daha önce cezaevinde ajanlaştırılan Behrem Üner üzerimize ateş açtı. Çatışmak zorunda kaldık. Çatışma sonunda yedi kişi öldü. Devletten alınan 7 G1 silahını kaldırdık.
Düşman bu gelişmenin ardından alanda olağanüstü yığınak yaptı. Bütün köylere karakol kurdu arazinin bütün stratejik noktalarını tuttu. Planlamadaki eylemleri için erzak ve teknik malzemelere ihtiyaç vardı. Düşman alanı öyle sıkı tutmuştu ki, değil eylem için günlük ihtiyaçlarımız için bile günlük erzak çıkaramıyorduk.
Askerler üzerimize gelemiyor, buna karşın bütün köyleri geçiş hatlarını ve stratejik noktaları tutarak bizi hareketsiz kılıp dar bir alana sıkıştırmaya çalışıyordu. Planladığımız bahar eylemlerini erzaksız ve malzemesiz gerçekleştiremedik. Bu durumu aşmak için alan değiştirip Gabar’dan Cudi’ye geçme kararı alındı.
Cudi’ye geçiş
Agit arkadaş bu kararı Meydin ile Deşta Lala arasında bir yerde bize duyurdu. Cudi’ye geçeceğimizi söyledi. ‘Geçiş sırasında bir sorun olursa buluşma noktamız burasıdır’ dedi.
Meydin yakınlarındaki bu noktaya denk arazide grubun öncüsü sürekli bendim. Cudi’ye Deşta Lala arazisinden geçecektik. Aramızda bu köyden arkadaşlar vardı. Agit arkadaş bu arkadaşlardan birinin öncü olmasını istedi. Ben Deşta Lala arazisinde de gruba öncülük edebileceğimi söyledim. Agit arkadaş ‘Sen hep öncüydün. Burada arazi kendi arazileridir. Hızlı yol almamız gerekir. Sende biraz dinlenirsin’ dedi. Böylece Deşta Lala’dan Abdurrahman benim yerime yürüyüş kolunun öncüsü oldu.
Akşam üzeri yürüyüş kolumuzun öncüsü Deşta Lala’lı Abdurrahman’ın ardından sırayla: Guyinalı Ferhat (Ömer Kaya), Fadıl, Xırxıla Kemal, Harun, Agit arkadaş, Agit arkadaştan sonrada ben vardım. Benden sonra Cafer ve İbrahim’i hatırlıyorum. En az 30 kişiydik. Yürüyüş kolu mesafesi 10-15 metreydi.
Bu yürüyüş düzeni içinde Meydin, Deşta Lala ve Derşev köyleri arasında uzanan geniş bir vadiye doğru inmeye başladık. Yürüyüş kolunun önü vadiye ulaştığında karşı sırttan asker geçtiği haberi geldi. Agit arkadaşın talimatı ile durduk. Burada hepimiz bulunduğumuz yerde havanın kararmasını bekledik. Bekleme sırasında Agit arkadaş bana takılarak ‘Fevzi Aydın! Ne diyorsun? TC askerleri ile çatışmayalım mı?’ dedi. Bende büyük bir istekle ‘Çatışalım heval!’ dedim.
Hava kararınca yeniden harekete geçtik. O gece hızla Gabar’dan Cudi’ye geçmek istiyorduk. Bir süre yürüdük. Öncümüz Abdurrahman yolu çıkarmakta zorlanarak bizi arazi de dolaştırmaya başladı. Bu dolaşma sırasında bir yerde izlere rastladık. Agit arkadaş izleri inceledikten sonra uygun bir yerde mola verilmesini istedi. Gece karanlık ve hava soğuktu. Arazi soğuktan donmuş karla kaplıydı. Grup, günlerdir ciddi hiçbir şey yememişti. Ateş yakıp ısınarak dinlendik.
Abdullah Bayık (Gürcan):
27 Mart 1986 gününün akşam üzeriydi. Gabar’da Meydin’in hemen üzerinde ‘Deşta bira’ noktasındaydık. Agit arkadaş, Yaşar’ı, Celal’i ve beni yanına çağırarak: ‘Bu gece Berkeber’e geçeceğiz. Siz önden çıkın, keşif yapın. Çok dikkatli olun. Bir şey görürseniz, geri dönüp gelin. Yoksa (Sipivyan’a giden vadinin üzerinde bir tepeyi buluşma yeri olarak göstererek) orada bizi bekleyin. Siz gelmezseniz yolun açık olduğunu anlayarak, biz size geleceğiz’ dedi.
Deşta Bira’daki noktamız ile Agit arkadaşın bizimle buluşmak için verdiği nokta arası yaya olarak yarım saatti. Bu iki nokta arasında araziyi dürbünle keşfettik. Agit arkadaşın belirttiği gibi tekrar Deşta Bira noktamıza dönmemizi gerektiren bir durum yoktu. Bu durumda Agit arkadaşın buluşma yeri olarak verdiği tepeye çıktık ve orada onları bekledik. Bir süre sonra arkadaşlar geldiler.
Vadiye iniş…
Agit arkadaş bizden durumu sordu. Biz de: ‘Meydin’de asker olduğunu, arazide ise köye dönen çobanların dışında hareket ve görüntü olmadığını’ rapor ettik. Agit arkadaş burada bir süre bekleyeceğimizi söyledi. Hava kararırken harekete geçtik. Grup öncümüz Bizim köyden (Deştalala’lı) Abdurrahman’dı. Hatırladığım kadarıyla Ferhat, Xırxıla Kemal, Faik, Selim, Agit arkadaş, Harun, Cafer , Sarı İbrahim, ben ve benden sonra Bozan vardı.
Ondan sonra da otuz kişilik grubumuzun geri kalanı sıralanıyordu. Yürüyüş kolunda mesafe on-on beş metreydi. Tepeden vadiye inmeye başladık. Yürüyüş kolumuzun önü vadiye indiğinde biz hala sırttaydık. Sırtın üzerinde bir yerde önden: ‘Karşı sırtta asker var’ denildi. Bu bilgi üzerine Agit arkadaşın talimatıyla hepimiz bulunduğumuz yerde mevzilendik. Düşman gücü hemen karşımızdaki sırtta bize çapraz, yürüyüş halindeydi. Arazideki konumumuza göre saldırı üstünlüğü düşmana aitti. Konumumuzdan dolayı biz onlara saldıramazdık. Düşman gücü kendi yürüyüş hattında kaybolduktan sonra biz de ters yönde Sipivyan’a doğru hareket ettik. Sipivyan, Meydin, TRT tepesi üçgeninde bir yerde mola verdik. Akşam dokuz-on suları olmalıydı.
Sessizlik…
Orada Selim arkadaştan sonra nöbete ben çıktım. Nöbet sırasında köpek havlamaları duydum. Bir saatlik nöbet süresinde aralıklarla süren köpek havlaması dikkatimi çekmiş, beni rahatsız etmişti. Nöbet boyunca bütün dikkatime rağmen bu aralıklı köpek havlamalarından başka bir şey duyup, hissetmedim. Nöbet dönüşünde Agit arkadaşa Nöbetim boyunca aralıklarla köpek havlaması duyduğumu söyledim. Agit arkadaş köpek sesinin yönünü sordu. Ben bunu arazide izah ederken, ateşin başındaki öteki arkadaşlar duyduğum köpek havlamaları için, köyden geliyordur, dediler. Ben bu araziyi tanıyorum. Çevremizdeki köyler normal köpek havlamalarının bize ulaşacağı mesafede değil, bu köpek arazide ve yakınlarda bir yerde havlıyordu, dedim. Benim ısrarlarıma karşı aynı bölgeden olan Ferhan, Selim, Bozan, bu soğukta gece arazide köpek dolaşmaz. Asker de araziye çıkarken yanına köpek almaz, diyerek havlamaların köyden başka yerden gelemeyeceği üzerine fikir yürüttüler.
Şiddetli bir patlama
Ateş başında süren bu tartışmaları Agit arkadaş dinlemekle yetindi. Gece saat bir sularında hareket ettik. Geçtiğimiz alan hala karla kaplıydı. Hava çok soğuktu, kar donmuştu. Yürüyüşe geçerken Agit arkadaş, herkes yanındakini tanısın. Yürüyüş mesafesi on metredir. Öncüler ve yürüyüş düzeni aynıdır. Eğer bir pusu durumu olursa, kopanlar için buluşma noktamız bu nokta ya da Deşta Bira’dır, dedi. Agit arkadaş bir de parola verdi.
Donmuş kar üzerinde yürüyorduk. Üzerinde yürüdüğümüz kar ağırlığımızı kaldıracak kadar donmuş, neredeyse buz tutmuş olduğundan ezilmiyordu. Bu şekilde epeyce yürüdük. Arazide yolu çıkaramayan öncümüz Ferhan’ın bizi epeyce dolaştırdığını anladık. Önden, yol hattımızda izler görüldüğüne dair bilgiler geldi. Ardından herkes yerinde kalsın talimatı verildi. Bize sessiz olun, uyarısında bulunan Agit arkadaş, arazideki izleri inceledi. İzler tazeydi… Bunu dikkate alarak yeniden yürüyüşe geçtik. Gece geçtiğimiz arazide Ferhan yolu çıkaramayıp bizi dolaştırırken daha önce çaprazımızdan geçen düşman gücüyle aynı hatta gelmiş olmalıydık… Önümüze çıkan izlerde onların izleri olmalıydı… TRT Tepesinin yan tarafında tamamen donmuş karla kaplı dik bir sırtı tırmanmaya başladık. Bu tırmanışın bir yerinde şiddetli bir patlamayla bulunduğum yerden savrularak yere düştüm. Uğradığım basıncın etkisinden kurtulup toparlanınca hemen yanımdaki kayalığa mevzilendim. Aynı kayalıkta İbrahim (Sarı) arkadaş ile Bozan da mevzilenmişti.
Sarı İbrahim:
Kayalık bir sırtı tırmanarak ilerliyorduk. Geceydi. Hava soğuktu. Mart ayı sonlarında olmamıza rağmen tırmanmakta olduğumuz Gabar’ın yüksekleri hala karla kaplıydı. Kar gecenin ayazından donmuştu.
Bir yerde izlere rastladık. Agit arkadaş eliyle dokunarak izleri inceledi: ‘Bu izler taze ve düşmana ait izler. Dikkatli ilerleyin’ diyerek uyardı… Yeniden yürüyüşe geçtik. Tırmandığımız sırtta bir yerde silahlar üzerimize çalışmaya başladı. Pusuya düşmüştük ve pusudaki düşmanla içiçe girmiştik. Önümüzde büyük bir kayalık yükseliyordu. Düşman önümüzü kesen bu kayalıkta pusuya yatmıştı. Saat gece yarısından sonra 2-3 suları olmalıydı.
Huzursuz ve heyecanlıydı…
Çatışma sırasında bulunduğum siperden ön hatlara bakarken Selim ile Hayri’nin donmuş karın üzerinde parende atarak aşağı vadiye doğru çekildiklerini gördüm. Bir süre sonra onlardan biraz daha ilerde Agit arkadaşa benzeyen uzun parkeli birinin daha kar üzerinde parende attığını gördüm. Bu arada, daha sonra akademi sahasında (Bekaa) intihar eden Ferhat (Ömer Kaya) yanıma geldi. Ben grubu korumak için bir süre daha çatıştım. Bu süre içerisinde yanımda duran Ferhat çatışmıyordu. Nedenini sordum. Mermisi bitmiş. Bir pusuda bütün mermileri bir anda yakmak olacak iş değildi. Gerilla açısından bu kuralsızlıktı. Üstelik huzursuz ve heyecanlıydı… Bütün bunlar normal değildi.
Çatışma fazla sürmedi. Sanırım en fazla 20 dakika yarım saat sürmüştü. Bizde donmuş karın üzerinden parende atarak aşağı vadiye indik. Vadide arkadaşlar toplanmıştı. Orada Metin (Kalender İlhan) arkadaşın yaralı olduğunu gördüm.
Fevzi Aydın:
Pusuya düşmüştük. Pusu dibine kadar gelmiş olduğumuz bu yüksek kayalığın üzerine kurulmuştu. Taramalar bu kayanın üzerinden yapılıyordu. Ateş edemiyor, düşmanla da çatışmaya giremiyordum. Düşman beni görse hemen imha ederdi. Karanlık olduğu için göremiyordu düşman. Üstümde yükselen kaya hedefi koruduğundan ateş etmem anlamsızdı. Burada sanırım birkaç dakika kaldım.
Agit yanıma geldi
Bu sırada Agit arkadaş yanıma geldi. Karanlıkta: ‘Selim sen misin?’ diye sordu. ‘Benim heval’ dedim. Bana, ”Ben arkadaşların yanına geçiyorum. Belli bir mesafeden sonra sende gel, dedi ve yanımdan ayrıldı. Agit arkadaş gittikten kısa bir süre sonra çatışmanın sürdüğü karanlık ortamı gözledim. Bir şey göremedim. Ardından silahımı göğsüme bastırıp donmuş kar üzerinde yuvarlanarak Agit arkadaşın peşinden gittim. Bütün bunlar olurken çatışma sürüyordu. Donmuş kar üzerinde yuvarlanıp kayarak aşağı vadiye kadar indim. Vadiden biraz ilerledim. Hayri ile karşılaştım. Hayri ile birlikte biraz daha ilerleyince birine daha rastladık. Bu grup öncümüz Abdurrahman’dı. Abdurrahman vadinin içinde ayakta dimdik hareketsiz durmuştu. Ona, kendisine ve arkadaşlara ilişkin sorduğumuz soruların hiçbirine yanıt vermedi. Orada dikildiği yerde sıtması tutmuş hastalar gibi titriyordu. ‘Haydi gidelim Abdurrahman’ dedik, yine yanıt vermedi. Kilitlenmiş gibiydi. Abdurrahman’ı orada bırakıp vadinin içinde biraz daha yürüdük, Harun arkadaş ile karşılaştık. Harun’un arkasında vadiye inen bütün arkadaşlardan oluşan kalabalık bir grup vardı. Geri dönüp Abdurrahman’ı da kolundan tutup gruba getirdik. Burada sayım alındı. Agit arkadaş ile Lezgin’in aramızda olmadığı anlaşıldı. Metin arkadaş dizinden yaralıydı. Vadiyi gün ışımadan terketmemiz ve kararlaştırılmış noktaya gidip Agit arkadaşı beklememiz gerekiyordu. O noktaya doğru hareket ettik.
Yazar: Şoreş Amed
Yorum yap
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.