Anılarda Heval Agît
Yeni Özgür Politika“Evet, O’nu tanımak ve anlamak gerekir. Agit yoldaş şirin, Agit yoldaş cesur, Agit yoldaş fedakar insan!”
(KKK Önderi Abdullah Öcalan)
Mahsum Korkmaz (Agit) 15 Ağustos Atılımının yiğit komutanı ve Kürt halkının belleğinde gerillanın sembolüydü. O, PKK’nin ideolojisini kendi yaşam ve pratiği ile gerçekleştiren bir gerilla komutanıydı. Onun komutanlığı selvi boyu, iri yarı yapısı ya da sağlıklı, güçlü her koşula dayanıklı olan bünyesinden ileri gelmiyordu. Hatta fiziki bakımdan gerilla için dezavantaj olabilecek rahatsızlıkları da vardı. Agit düztabandı ve ilaç kullanmasını gerekli kılan hastalıkları vardı. Onun büyük komutanlık özelliği güçlü iradesi, sade ve mütevazi yaşamı, yoldaşlık ve fedakarlıkla yarattığı güçlü etkisinde gizlidir. Kürt halkının diriliş atılımının komutanı Agit’i ismi gibi agit (yiğit) yapan da budur. 21. şahadet yıldönümünde Agit’in silah arkadaşları birlikte yaşadıkları anıları ile onun nasıl bir komutan olduğunu anlattılar. 1984 yılında gerilla saflarına katılan Gürcan (Abdullah Bayık), birlikte kaldığı Agit (Mahsum Korkmaz)’in komutanlığını şu sözlerle dile getiriyor…
‘İçimizden biriydi’
“Agit arkadaş ortamda, yaşamda her an hepimizle birlikteydi. Bizimle içli-dışlıydı. Onun konumundan ve kendi geleneksel düzeyimizden dolayı biz kendisine mesafeli dururduk. Fakat o bunu görmezden gelir, resmiyet dışında her an aramızda olur, her şeyini ve her şeyimizi paylaşırdı. Hepimizin üzerinde kesin ve etkili bir otoriteydi. Fakat asla egemen değildi. Agit arkadaşın yetki algılaması ve kullanımı kesinlikle kendindeki egemenlik olgusunu örgütlemeye ve uygulamaya yönelik değildi. Resmiyet dışında kendisiyle aramıza mesafe koymazdı. Yüreğinin kapısı her an hepimize açıktı. Bunu derinden hissederdik. Yaşamda her türlü özel işini kendisi yapardı. Özellikle bu konuda çok titizdi. Agit arkadaş, yapı içinde herkesin de kendi özel işlerini kendisinin yapmasını ister, bu yönde hepimizi ilkesel bir dikkat ve özenle gözeterek, denetlerdi. İçimizden biri kendi özel işlerini diğerine yükleyip, yaptırmaya kalkıştığında Agit arkadaş bundan büyük bir tiksinti ve öfke duyardı. Yapı içinde bulunduğumuz ortamda üzerinde uzanıp, yatacağı bir kucak çilo (ağaç dalları) toplamaktan, önümüzdeki ateşin üzerinde duran çaydandan bir kutu çay alma gibi basit işlerini de yanı başındaki arkadaşına yaptırmayı zekice bir anlayış…karlı bir iş olarak görüp, uygulamaya çalışan Zeki (Şemdin Sakık) bu konuda sık sık Agit arkadaşın hışmına uğrardı.
Bu alanda bütün uyarılarına rağmen bardağı taşırıp, çizmeyi aşan Zeki’yi karşısına alan Agit arkadaş ona “sen ağa çocuğu olabilirsin, geldiğin yerde edindiğin alışkanlıklarını burada sürdüremezsin! Sana burada ağalık yaptırmayız” demişti.
Elden ele dolaşan sigara tabakası
“Bir gün yine ateş başı eğitim ve sohbetlerin birinde tartışmanın durulduğu bir sırada tabakasını çıkarıp, bir sigara yakmak isteyen Agit arkadaş açık tabakasını bir an elinde tuttuktan sonra kendisi sigarayı yakmadan tabakayı yanındaki arkadaşa verdi. Agit arkadaştan aldığı tabakanın içine bakan arkadaş tabakayı yanındaki arkadaşa verdi ve Agit arkadaşın tabakası arkadaşlar arasında sırayla elden ele dolaşmaya başladı. Ben, arkadaş çemberinin bu tarafında; Agit arkadaşın yanındaydım. Sigara içmiyordum fakat sıra bana geldiğinde yanımdaki arkadaş tabakayı bana uzattı. Arkadaşın uzattığı Agit arkadaşın tabakasını aldığımda, baktım ki tabakanın içinde tek bir tane sarma sigara var. Ben de tabakayı yanımdaki arkadaşa verdim. Ve sonunda bütün arkadaşları dolaşan tabaka yeniden Agit arkadaşa ulaştığında, o da tabakasını kapatıp, geri cebine koydu. Hemen ardından gülümseyerek:
-Ordumuzu geliştireceğiz dedikte… Bunun için başvurabileceğimiz pek çok yöntem var. Bu çalışmada esas olan yönlerden biri de propagandadır. Bizim bu konuda hatırı sayılır bazı deneyimlerimiz oldu. Bunlardan birini size anlatayım, tecrübe edinirsiniz, diyerek bir anısını anlattı:
HRK propagandacısı sınık Mamo
HRK’yi kurduklarında, bir avuç arkadaşlarmış. Kurdukları orduyu tanıtmaları, ordunun kuruluşunu, varlığını dört bir yana duyurmaları gerekiyormuş. Daha HRK’nin kuruluş günlerinde bir gün Bestlerde, bütün Botan’ı köy köy, zom zom (yayla) dolaşan…acil hastası olanların arayıp, kendisini bulduğu bir ihtiyar, fakat çok sağlıklı, dinamik bir sağaltıcı-sınık (hastalarını şifalı otlarla tedavi eden, kırık çıkıklarını saran doğal tabib) la tanıtmışlar. Çok şakacı ve o yaşta hala çocuksu biri olan bu doğal tabib öyle konuşkanmış ki. Kısa tanışıklıkları içinde bildiği, gördüğü, duyduğu her şeyi olduğu gibi bir çırpıda kendilerine anlatıveren bu gezgin sağaltıcıdan yararlanmayı düşünen Agit arkadaş:
-Mamo, sen bize çok şey anlattın, her şeyden haberdar ettin. Ben de sana bir haber vereceğim fakat sen bunu kimseye söylemeyeceksin, aramızda kalacak, demiş.
Gözleri parlayan Mamo, birden pür dikkat kesilerek:
-Söyler miyim hiç! De bakalım neymiş?
Mamoyu dağıtım öncesi yükleme konumuna getiren Agit arkadaş ona doğru usulca eğilip, biraz daha yanına sokularak, fısıltıyla:
-Mamo, demiş, biz bir ordu kurduk, düşmanla savaşacağız! Ordumuzun adı “Hêzên Rizgariya Kürdistan”dır! Amca ha Mamo, haberin olsun, fakat aramızda kalsın, kimselere söyleme!
O yaşına kadar Botan’da toplayıp, doğal abonelerine ilettiği haberler; abonelerine geçmeyip attıkları haber çöpleriyle birlikte Reuters’e fark atan mamoya, kendini bildi bileli, kolay kolay bir şeylerin değişmediği Botan gibi bir yerde, silahlı birilerinin üstelik ciddi olarak “bir ordu kurduklarını” söylediğinde; mamo bu orijinal haberi, bütün doğal abonelerine geçmesin de ne yapsındı? Agit arkadaşa uyup, bu bulunmaz haberi herkeslerden gizleyerek, içinde tutmaya çalışırken çat diye çatlayıp ölsün müydü? Ma olur mu öyle şey…
Agit arkadaştan haberi alan Mamo, orada duramamış hemen yollara düşmüş…
O günden sonra Agit arkadaşlar alanda köyleri, zomları dolaşırken, nereye gitseler daha kendileri propaganda için konuşmaya başlamadan ev sahibi-hane reisi büyük bir ilgi ve merak içinde:
-Ma heval bir ordu kurulmuş deniliyor…bu işin aslı nedir? Sizin haberiniz var mı? diye soruyorlar, onlar da doğal propagandacıları sağaltıcı-sınık mamonun önceden hazırladığı zeminde doğrudan konuya girerek, propagandalarını derinleştiriyorlarmış. Agit arkadaş anısını bitirdiğinde ateşimizin başında sıcacık kahkahalar yükselmişti”.
Agit ‘gerilla duruşunu’ çizdi
Yeni Özgür PolitikaKKK Önderi’nin Agit’in gerilla içerisindeki çeteci eğilimleri daha 1985 yılında tespit edip bununla mücadele ettiğini, şahadetinde de bu çetecilerin payı olduğunu belirtiyor. O gerillanın eğitimine ve halk karşısındaki duruşuna da büyük önem veren bir komutandı. Bir başka arkadaşı Selim (Fevzi Aydın) Agit’in bu duruşunu bir anısıyla pekiştiriyor.
“85 sonbaharında Gabar’da Meydin’in berisindeki Parnas’ta bir noktadaydık. Agit arkadaş neşe içinde:
-Fevzi Aydın! TC askerleri ile biraz da Cudi’de savaşalım mı?
Körün aradığı bir göz, Allahın verdiği iki göz. Bende aynı neşeyle :
-Savaşalım tabi heval ! dedim.
-Öyleyse toparlanın da Cudi’ye gidelim, bakalım oradaki arkadaşların durumları nedir? Gidip yerinde görelim.
Cudi’de Botan’ın( Nizamettin Taş ) komutasında bir grubumuz vardı. Orada epeydir bir hareket, eylem olmadığı gibi Botan’dan da, grubundan da bir haber çıkmamıştı.
Böylece Gabar’dan Cudi’ye geçtik ve orada Botan’ın komutasındaki grubumuzla buluştuk. Grupla buluştuğumuzda baktık ki ne görelim: Başta Botan olmak üzere bütün grup pejmürde, hırpani, derbeder ve tanınmaz bir durumda. Hepsinin rüzgarda uçuşacak kadar uzamış saçları sakalları pislikten pasaktan tiftimişti.
Gruptakilere iyice yaklaşıp yakından bakılmadan kimin kim olduğunu anlamak mümkün değildi. Grupla buluştuğumuz noktada Agit arkadaş oturmadı. Botan’ı ve grubunu karşısına alarak:
-Biz buraya HRK gerillasıyla buluşmaya geldik. Fakat hani, nerede gerilla? Siz gerilla olduğunuzu mu sanıyorsunuz? Böyle gerilla olur mu? diye başladı, Botanı ve grubunu yüreğinin derinliklerinden gelen haykırışlarla azarlayıp haşladı.
Halkın karşısına böyle haydutlar gibi çıkılamayacağını; ellerinin altındaki suyla bedensel temizliklerini sağlamaktan aciz olanların, Kürdistan’daki katmerli toplumsal kirin, pisliğin ateş ve barutla temizlenmesi görevini üstlenemeyeceklerini, yani gerilla olamayacaklarını; yanımızdaki vadide yankılanan haykırışlarla Botan’ın ve grubunun yüzüne karşı söyledi, sonunda ”Herkes gidip temizlensin, tıraş olsun! öyle görüşelim. Bu halinizle sizi kabul etmiyoruz” dedi.
Bunun üzerine herkes temizlenip tıraş oldu da arkadaşları doğrudan görüp kesin olarak tanıyabildik”.
Öğretmen Agit
Mahsum Korkmaz gerillanın kendisini PKK ideolojisi temelinde eğitmesine büyük önem veren bir komutan. Bunun için de elinden geleni yapmış. Fakat tüm bu çabalara rağmen kapalı bir toplum yapısında yetişen, eğitim olarak ise yalnızca bir köyde yaşamayı gerekli kılan bilgilere sahip olan, mecbur kalmadıkça da olmak istemeyene gel de anlat bunu. Yaşanan bu gerçekliği Fevzi Aydın kendisinden bir başka anı ile destekliyor.
Mem û Zin Hikayesi
“Partiye katılmadan önce unutulmuş Botan’ın ıssızlığı içinde kimsesiz ve arkasız, kendi halimizde yaşıyorduk. Ne kendimize azıcık bir güvenimiz ne de geleceğe ilişkin bir parça umudumuz vardı. Kimsesiz ve arkasız halk gerçekliğimizin içinde bende kişi olarak yalnız ve arkasızdım. Bütün dünyam Gabar ve çevresi ile sınırlıydı. Tamamen içe kapalı bu dünya’da kuşakların birbirine aktardığı genel bilgilerin ve deneylerin dışında bir eğitim ve öğrenim olanağımız yoktu. Bu yüzden Parti içinde politika, taktik, teori konularında bir kütük, bir taş gibiydim. Bölge’den katılan arkadaşlar hemen hepimiz bu durumdaydık. Agit arkadaş bize bu durumumuzu aştırmak için çok yoğun çaba harcıyor, büyük emek veriyordu. Resmiyette, toplu eğitimlerde ve günlük yaşam içinde, bizim eğitimimize özel bir çaba harcadığı gibi bununla yetinmiyor, birde her birimizle ayrı ayrı özel olarak ilgileniyordu.
Beni de her fırsatta yanına çağırıyor, bana Kürdistan ve dünya devrimlerini, partiyi, politikayı, Kürtleri ve insanlığı anlatıyor, bütün bunları bana sabırla özenle, izah ederek kavratmaya çalışıyordu.
Gelgelelim Agit arkadaşın anlattıklarının hiçbirini benim kafam almıyor, özene bezene izah ettiği her şey bir kulağımdan girip öbür kulağımdan çıkıyordu. Agit arkadaş anlatıyor bile olsa, bu konular, konuşmalar beni sıkmaktan da öte bunaltıyordu. Sonunda öyle bunaldım ki bir yerde dayanamayıp Agit arkadaşa:
-Heval dedim, sen bunları bana anlatıyorsun da anlattıklarının bana bir faydası yok.
Agit arkadaş, şaşkınlık içinde:
-Neden?
-Heval Agit bizim buralarda bu gibi durumlar için anlatılan bir Mem u Zîn fıkrası var. Müsaade edersen ben bu fıkra ile anlatayım nedenini.
-İyi anlat öyleyse Fevzi Aydın.
Bende anlattım:
-Heval, bizim buralarda Gabar’da ve Botan’ın her yerinde masalcılar vardır. Bu masalcılar köy köy dolaşır, halkın umum isteği üzerine her yerde ille de Mem u Zîn hikayesini anlatırlar. Bu hikayecilerden birinin bir köye geldiği duyulunca, bütün köy halkı hikayecinin konakladığı eve üşüşür. Mem u Zîn hikayesini dinlemek için başköşesine hikayecinin kurulduğu odada, ona en yakın yeri kapma yarışı sona erince; odayı salkım saçak dolduran dinleyiciler, sabırsızlıkla hikayenin başlamasını beklerler. Fakat başköşede oturan hikayeci hemen anlatmaya asla yanaşmaz. Dinleyiciler sabırsızlık içinde “ hadi, hadi” diyerek neredeyse yalvar yakar olurlar, fakat o ağırdan alır, nazlanır, olmadık cilveler döker. Botan’ın köylerinden birinde yine böyle başköşeye kurulmuş bir hikayecinin nazı, cilvesi orada bulunan dinleyicilerden birinin canına tak etmiş:
-Yahu yetti artık bunun cilvesi, nazı ! Anlatacağı altı üstü bir Mem u Zîn hikayesi değil mi? Bunun ağzının kokusunu dinlemeyin. Mem u Zîn hikayesini ben anlatayım size, demiş.
Odayı dolduran dinleyiciler merak içinde:
-Sen Mem u Zîn hikayesini biliyor musun?
-Tabi ki biliyorum.
-Öyleyse anlat o zaman.
Sözü alan sabırsız:
-Hikaye şöyle :
Bir Mem var Ala aşiretinin oğludur. Bir de Zîn var, o da Mir Zeydin’in kızıdır.
Bu Ala aşiretinin oğlu Mem ile o Mir Zeydin’in kızı Zîn birbirlerine tutulmuş yani aşık olmuşlar. Fakat Zîn’de önceden gözü olan fesat Beko da ikisinin arasına girmiş, aşıklar kavuşamamışlar. Hepsi bu ! diyerek kestirip atmış.
-”Heval Agit, ben de bu politika denen dolambaçlı, karışık ve uzun işlerden anlamam. Bana göre: Bir PKK var, o benim partimdir! Bir Kürdistan var, o benim ülkemdir ! Bir de TC var o da benim düşmanımdır! Ben bunları bilirim, bildiklerim de bana yeterlidir. Gerisi fazlalık, kuru kalabalık, bundan gerisine benim aklım ermez. Kusura bakma ama, sen benim için boşuna nefes tüketiyorsun heval Agit” dedim.
Ben bunları söyleyip de böyle kestirip atınca, Agit arkadaşı bir gülme tuttu; kahkahalarla gülmekten katıldı, gözlerinden yaş geldi. Gülüyor, gülüyor, oturduğu yerde kolunu karnına bastırıp nefeslenmeye çalışarak “ of of “ diyor, ardından yine kahkahalara kapılıyordu. Belli ki gülmekten karnının etleri ağrımıştı. Agit arkadaş sonunda güçlükle ayağa kalkarak yanımdan kaçarcasına uzaklaştı. Daha sonraki günlerde Agit arkadaşın, benim bu Mem u Zîn fıkram ile kestirmeci tarzımı “ Fevzi Aydın’ı sizde mutlaka dinleyin “ diyerek önde gelen bütün arkadaşlara anlattığını öğrendim. Benzer durumlar ortaya çıktığında arkadaşlar “ Heval Selim, şu Mem u Zîn fıkranı anlat hele bir ” diyerek bana takılır oldular”.
ZOZAN SİMA/ANF/BEHDİNAN
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
Kategorilenmemiş
tüm yoldaşlara selam ..herkes bilsinki bu dünya faşizme kalmayacak..gerilla güçleri tcyi türklerin başına yıkacak..her biji gerilla