Gabarda Agît’in Son Gecesi -2-

GABAR’DA AGİT’İN SON GECESİ…

28 Mart; dünyanın en uzun günüMahsum Korkmaz’ın Gabar’da geçirdiği son geceyi ve karanlık geceye açılan ve gizi hala çözülememiş o son çatışmayı Korkmaz’ın arkardaşları anlatmayı sürdürdü.

Abdullah Bayık: Pusuya düşmüştük. Askerlerle iç içe girmiştik. Asker MG-3, lav silahı, el bombası ve ferdi silahlarla aralıksız tarıyordu. Biz de toparlanmış, karşılık veriyorduk. Bu çatışma ortamında Agit arkadaşın, ‘herkes geri çekilsin, pusu!’ diye bağırdığını duyduk. Bu Agit arkadaşı son duyuşumuz oldu.

Karşılıklı taramaların, lav silahlarının, el bombalarının patlamaları, askerlerin Türkçe, korucuların Kürtçe küfür ve tehditlerinin altında bir saat kadar sonra silahlar sustu. Bunun yerini derin bir sessizlik aldı. İbrahim (Sarı) arkadaş ve Bozan bulunduğumuz siperde durumu değerlendirdiler. Sabaha çok az bir zaman kalmıştı. Arazideki konumumuz çatışmaya hiç elverişli değildi. Düşmanın ateşi etkiliydi. Fakat çevremiz ve arkamız açıktı. Arkadaşlardan hiç ses yoktu. Agit arkadaş en son verdiği talimatta, ‘herkes geri çekilsin’, demişti. Bu durumda inisiyatif kullanıp, buradan çıkmak, çekilmekten başka yapılacak bir şey yoktu. Biz de bunu yaptık.

Bir yaralı, iki kayıp

Bulunduğumuz yerden vadiye kadar her yer donmuş karla kaplıydı. Siperimizden kar üstünde yuvarlanarak, vadiye kadar inmeye karar verdik. Tek çıkış yolumuz buydu. Önden Bozan kendisini aşağıya yuvarlayacak, İbrahim arkadaşla ben onu taramayla koruyacaktık. Donmuş kar üzerinde yamaçtan vadiye inen dik bir sırtta yuvarlanmak, birkaç devirden sonra ister istemez çok hızlı bir kaymaya dönüştüğünden, o hızla vadinin dibine indim. Yukarıdan gelen yoğun tarama seslerinin ardından İbrahim arkadaş da vadiye inerek, bize katıldı. Son tarama sesinin ardından sessizlik iyice koyulaşıp, yoğunlaştı. Düşman bu sessizlik içerisinde el feneriyle hedef arıyordu.

Biz bulunduğumuz yerden durumu değerlendirip, anlamaya çalışırken, vadinin içinden yakınımızda bir yerden, ‘cık, cık cık’ sesleri geldi. Bu gerekli durumlarda kullandığımız tanıdık bir işaretti. Biz de aynı sesle karşılık verdik. Bunun üzerine karşıdan Xirxila Kemal arkadaşın tanıdık sesi geldi, ‘karşı sırttan tek tek buraya gelin’ dedi. Xirxila’nın dediğini yaparak, yanlarına gittik. Ulaştığımız yer çok kalabalıktı. Bizim gelişimizden hemen sonra Harun arkadaş sayım istedi. Yapılan sayımda Agit arkadaş ile Lezgin’in aramızda olmadıkları anlaşıldı. Bunun yanı sıra Metin arkadaş dizinden ağır yaralanmıştı. Kurşun kemiği parçalamış, yürüyemeyecek durumdaydı.

Her kafadan bir ses

O an Agit arkadaşın yokluğunu ne kadar hissettik, buna ilişkin bir şey diyemem… Fakat onun yokluğu kendisini hemen göstermişti. Başsız ve koordinesiz kalan grupta adeta her kafadan bir ses çıkıyor, ne yapmak gerektiği üzerine herkes bir şeyler söylüyordu. Buna rağmen hepimiz iki konuda hem fikirdik. Agit arkadaş ile Lezgin pusu koşullarında gruptan kopmuşlardı. Birincisi, daha önceden belirlenmiş buluşma noktamıza geleceklerdi. İkincisi, buradan hemen çıkmak zorundaydık. Herkesin kendisine göre yaptığı durum değerlendirmeleri arasında Agit arkadaşın pusuda vurularak, şehit ya da yaralı düşeceği hiç anılmadı.

Harun arkadaşın inisiyatifiyle harekete geçtik. Harun arkadaş üç kişilik bir grubu pusudan önce kaldığımız noktaya giderek, Agit arkadaş ile Lezgin’in orada olup, olmadıklarına bakmak için yolladı. Harun arkadaşın kendisi, Ferhan, Mehmetşah, Mahir ve ben yürüyemez durumdaki Metin arkadaşı götürecektik. Geriye kalan bütün arkadaşlar hızla Deşta Bira’ya yetişerek, orayı tutacaklardı, Agit arkadaş ve Lezgin ile buluşma yerimiz orasıydı.

Çemberin dışına çıktık

Pusu noktasının çevresi helikopterlerin yaptığı indirmelerin dışında, düşman alandaki sabit ve hareketli güçlerinin tümünü bu noktaya yığıyordu. Pusu noktasının çevresindeki bütün sırtlarda çok yoğun hareket vardı. Düşmanın pusu noktasında attığı çemberin dışına çıkmıştık. Metin arkadaş çok zorlanıyordu. Buna rağmen hızlı hareket etmek zorundaydık. Bu koşullarda sabah saat dokuz sularında Deşta Bira’ya ulaştık. Arkadaşlar noktayı tutup, savunma pozisyonunda mevzilenmişlerdi. Agit arkadaş ile Lezgin bir önceki noktaya da, Deşta Bira’ya da gelmemişlerdi. Metin arkadaşı uygun bir yere yerleştirdik. Bütün grubun kalan ekmeğini toplayıp (bunlar sekiz-on parça irili-ufaklı kuru ekmek parçasından ibaretti.) Metin arkadaşın yanına bıraktık. Kendisinin bir askeri matarası vardı, onu da şekerli suyla doldurduk. Bir tane de bomba verdik ve kendisine akşam buradan çıkarsak seni de götüreceğiz, dedik. Metin arkadaştan ayrılıp, biz de arkadaşların yanında mevzilendik.

En uzun gün

Düşmanın bugünkü teknikten yoksun olduğu o günlerde sağlam bir grup, sınırlı bir lojistikle orada aylarca tutunabilirdi. Deşta Bira Gabar’ın içinde uzun süre direnip, tutunabileceğimiz sayılı noktalardan biriydi. Deşta Bira’da savunma pozisyonunda düşmanı beklerken aklımız Agit arkadaş ile Lezgin’deydi. Pusudan önce mola verdiğimiz noktaya gelmemişlerdi.

O gün bizim için dünyanın en uzun günü oldu. 28 Mart 1986 günü. Agit arkadaş ile Lezgin’i beklerken aynı zamanda her an düşmanı da bekliyorduk. Yüreğimiz ve parmağımız tetikte Agit arkadaşı, Lezgin’i ve düşmanı beklediğimiz o uzun 28 Mart 1986 gününü, Agit arkadaşın yokluğunun her an artarak, yoğunlaşan ağırlığı altında ezilerek tükettik…

28 Mart günü hava karardı, akşam oldu. Agit arkadaş ile Lezgin gelmediler. Düşman da gelmedi. 28 Mart günü batan günle, aslında umutlarımız da neredeyse batmış, kararan havayla umutlarımız da kararmıştı. Ama yine de Agit arkadaşın, Lezgin’le birlikte bir yerlerden çıkıp, gelmesini inatla istiyor ve bekliyorduk. Onsuz bir yaşam ve mücadeleyi hiç düşünmemiştik. Çünkü biz onunla var olmuştuk. O bizim yalnızca komutanımız değil aklımız ruhumuz yaşamda ve mücadeledeki en güvenilir dayanağımız her şeyimizdi…

Fevzi Aydın: ‘Apo’nun sağ kolu…’

Akşam her gün aynı saatte olduğu gibi radyoyu açtılar, küçük radyo Cafer arkadaşın elindeydi. Harun arkadaşla birlikte ayaktaydılar. Hepimiz için ilk ve tek haberdi: ‘Apo’nun sağ kolu Agit kod adlı Mahsum Korkmaz…’ duyar duymaz hepimiz çok kötü olduk. Sersemledik… Darbeyi başımızdan almıştık. Aldığımız darbenin önemini, ağırlığını asıl daha sonra pratik içerisinde gün be gün daha derinden anlayacaktık. Agit arkadaştan sonra bir türlü kendimize gelemedik. 28 Mart 1986 gecesi başımızdan aldığımız bu ağır darbenin şokunu hala atlatamadığımız inancındayım. Bugün bile bunun sersemliği içindeyiz.

Lezgin geliyor

Agit arkadaşın şahadetinden sonra Cafer arkadaş grup sorumlumuz oldu. Moralimizi ve disiplinimizi yitirmiştik. Lezgin de ortalıkta yoktu. Agit arkadaşın şahadetinden 45 gün sonra bir grup arkadaş Önderlik sahasından Gabar’a Besîkê köyüne geldi. Onları almak için giden arkadaşlar bu grupla birlikte Lezgin’i de yanlarında getirdiler. Besîkê’de köylüler ‘Sizi arayan bir arkadaşınız var’ diyerek, Lezgin’i arkadaşlara getirmişler.

Yokluğunda, Lezgin üzerine çok düşünmüş, çok tartışmıştık. Fakat onun akıbeti üzerine hiçbir sonuca ulaşamamıştık. Çünkü bütün aramalarımıza rağmen Lezgin’le ilgili en küçük bir iz, ipucu bulamamıştık. Lezgîn’nin ölüsü de dirisi de yoktu. Lezgîn 45 gün sonra çıkıp gelmişti. Hemen soruşturmaya alındı.

Soruşturmada Lezgin’e pusu gecesinden o güne dek geçen 45 gündür nerede olduğunu? Ne yaptığı soruldu. Sorulara karşın Lezgin, Pusu gecesi gruptan koptuğunu ve aradan geçen 45 gün boyunca da arazide kaldığını, çobanlardan yiyecek aldığını söyledi.

45 günlük sır

Lezgin’in sorulara karşı verdiği yanıta ‘yalan’ bile denilemezdi. 45 gün boyunca çevremizde kalan birinden bizim haberimizin olmaması düşünülemezdi. Aynı süre içerisinde Lezgin’in bize ulaşamaması mümkün değildi. Aynı şey bütün köyleri, stratejik noktaları tutmuş ve arazide yoğun hareket halinde olan düşman için de geçerliydi. Arazide olup da bize ulaşmak isteyen birisi için 45 gün çok fazla bir zamandı. Hiç kimse hangi amaçla olursa olsun bu alanda bizden ve düşmandan habersiz 45 gün boyunca kalamaz, yaşayamazdı.

Bunun dışında Lezgin’in avuçlarına, bileklerine ve ayak tabanlarına simsiyah kan oturmuştu. Bunların kapatılması için Lezgin’in avuçlarına ve ayak tabanlarına kına yakılmıştı. Lezgin’in bir yerlerde bileklerinden askıya alındığı ve falakaya yatırıldığı açıktı.

Lezgin bu yöndeki sorulara da anlamsız yanıtlar vererek el ve ayaklarındaki bu izleri izah etmeye yanaşmadı. 45 gün boyunca arazide kaldığını, yiyecek aldığı çobanların dışında arazide kimseyle bir ilişkisinin olmadığını söylemekte ısrar etti.

İdam kararı alındı

Genel koşullar ve Lezgin’in anlamsız yanıtları birleşince soruşturma kısa kesildi. Düşmanla işbirliği içinde Agit arkadaşın şahadetine neden olmaktan suçlu bulunarak Lezgin idamla cezalandırıldı. Arkadaşların onayı ile Lezgin’in cezası o gün infaz edildi.

Agit’i Ferhat’ın vurduğuna inanmadım

Fevzi Aydın: Soruşturma çok yetersizdi. Fakat buna rağmen benim kişisel inancım bugün de aynı yöndedir. Lezgin, Bahattin Aktuğun köyü Basa’dandır. Büyük olasılıkla Bahattin Aktuğ tarafından aramıza sızdırılmış biridir.

Bizim grub faaliyet alanı Perwari’ye ulaştıktan kısa bir sonra daha ben Eruh’tan Perwari’ye geçmeden Salah Partiden kaçarak devlete sığınıyor. Ben yeni alanım Perwari’ye geldiğimde Salah kaçmıştı. Bundan bir yıl sonra bir çatışmada bacaklarımdan yaralanmıştım. Ameliyat için İran’a Urmiye’ye geçtim. Urmiye’de Kör Cemal ve Şehmus vardı. Urmiye’deyken Kör Cemal bana, Salah’ın (İbrahim Kaya’nın) kaçtıktan sonra Önderliğe bir mektup yazdığını mektubunda, ‘Ben partiye yurtseverliğimden ve Kürtçülüğümden katılmadım. Mihemê Zivinga Haci Aliyan aşiret reisi olan Mihemê Hasan ile devlet beni PKK’ye gönderdi. Bana, ‘Git Partiye katıl. Fırsat bulduğunda önde gelen sorumlularından vurabildiğini vur, öldür kaç’ dediler. Ben PKK’ye bu amaçla katıldım. Fakat Selim’in grubuna verilince korkup Selim gelmeden kaçtım’ dediğini söyledi.

Akademide bir intiyar

85 güzünde kaçan Salah’ın bu mektubu Önderliğe ulaştığında Agit arkadaşın şehit düştüğü pusu gecesi yürüyüş kolunun ön sıralarında olan Salah’ın amca oğlu Ferhat’ta (Ömer Kaya) Önderlik sahasındaydı. Ferhat bu süreçte intihar etmiştir. Önderlik, Salah’ın mektubu ile Ferhat’ın intiharından hareketle Agit arkadaşın şahadeti üzerine yoğunlaşarak İbrahim Kaya gibi amcasının oğlu Ömer Kaya’nın da aynı amaçla düşman sızdırması olabileceğini… Pusu gecesi Agit arkadaşı Ömer Kaya’nın vurmuş olabileceğini… Ve daha sonra Ömer Kaya’nın vicdan azabı çekerek intihar etmiş olabileceğini düşünüyor.

Yaralı olduğum sırada bir kentte tedavi olurken telefonla Önderliğin benden bilgi almak için aradığı bildirildi. Önderlik telefonda Salah’ın mektubuyla Ferhat’ın intiharını anlattıktan sonra bu ikisine ve ailelerine ilişkin bildiklerimi kendisine anlatmamı istedi. Ben de bildiğim her şeyi anlattım. Bütün bu gelişmelerin ardından sonuçta resmi olarak açıklanmasa da Agit arkadaşın şahadeti zımni olarak Ferhat’ın üzerinde kaldı. Ben Agit arkadaşı Ferhat’ın vurmuş olabileceğine hiç inanmadım. Bugün de inanmıyorum. Çocukluğundan beri tanıdığım Ferhat çok saf, tertemiz ve fedakar birisiydi. Kişiliği öylesine naifdi ki düşman tarafından sızma olarak kullanılabilecek yapıda değildi. O gece pusu ortamında Agit arkadaşı vuranın içimizden biri olduğu aşağı yukarı kesinlik kazandı. Ben bunu yapanın Lezgin olduğu inancındayım. Lezgin’in silahı G1 idi.

ANF- ZAGROS<7b>

Kategorilenmemiş

Yorum yapma kapalı.