Bir halkın diriliş öyküsü-1-

Bir halkın diriliş öyküsü: 15 Ağustos atılımı 1

‘15 Ağustos hareketi özgürlük hareketidir’

Kürtlerin tarihinde önemli bir yer tutan 15 Ağustos’un yıldönümündeyiz. 15 Ağustos’ta Kürtler Türkiye’ye karşı 29′uncu isyanı resmen ateşledikleri silahlarla başlattılar. Eruh ve Şemdinli’de ateşlenen silahlar, artık geri dönüşü olmayan bir tarihe de işaret ediyordu. 15 Ağustos 1984′te yapılan eylemler, günümüzde Kürt sorununun dünyanın gündemine oturmasında belirleyici bir etkiye sahiptir. Aynı şekilde Kürtlerin politik etkinliklerini, kurumsallaşmalarını ve tarihin arka planına atılmalarını engelleyecek bir düzeye gelmelerini sağladı. Bu tarih Kürtlerin 23 yıllık bir direniş tarihidir. Bu dosya çalışmamızda bu tarihin aktörleri ve aynı zamanda hala bu direnişin sürdürüceleri olan kişilerle görüştük. Koma Civakên Kurdistan (KCK) Yürütme Konseyi Başkan Yardımcısı Cemil Bayık, KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, 15 Ağustos eyleminin efsanevi komutanı Mahsum Korkmaz’ın yanında bulunan Gürcan Komate ve eyleme katılanlardan Cemil Amed’le bu tarihi konuştuk. Cemil Bayık, Kürtler üzerinde uygulanan baskı sisteminin tam da sonuca ulaştığını, Kürtleri tamamıyla teslim aldığını düşündüğü bir tarihte 15 Ağustos eyleminin gerçekleştiğini belirterek, bu çıkışın rejimde büyük bir gedik açtığını ve bu açıdan oldukça önemli olduğunu vurguladı. 15 Ağustos eyleminin Kürtlerin tarihini değiştirdiğini belirten Bayık sorularımızı yanıtladı.

1980′li yıllarda devletin hareketinize yönelimleri nasıldı? Devlet yeni bir hareketin doğuşunun farkında mıydı?

12 Eylül askeri faşist rejiminin asıl amacı PKK hareketini tasfiye etmekti. Hareketimizin gücünü daha o günden fark etmiş ve yönelmeye başlamıştı. Aslında darbeyle birlikte bu faşist yönetim özünde bunun için iş başına gelmişti. Çünkü hareketin Filistin’e çıkış yaptığı, orada bazı hazırlıklar yaptığı ve bunları ülke zeminine taşıdığı, ülkede gerilla mücadelesini örgütleyeceği yönünde bilgi sahibi olmuştu. Bazı kadrolarımızın yakalanmasıyla birtakım belgeler ele geçmişti. Bunun üzerine askeri faşist cunta hareketimiz daha hazırlık aşamasındayken ve gerilla mücadelesini başlatmadan önlemek istiyordu. Faşist cuntanın ilk amacı buydu. Ancak Rêber APO bu tür olası saldırılara karşı önceden bazı önlemler almıştı. Faşist rejimin bir darbeyle gerçekleşeceğini, esas hedefinin de hareketimiz olacağını öngörüyor ve bunu boşa çıkarmak için de zamanında tedbirler alıyordu. Hareketin yurtdışına çıkış kanallarını önceden açması bu tedbirlerdendi.

Diyarbakır zindanlarında büyük işkenceler ve buna karşı büyük direnişler gerçekleşti. Devletin zindanlara bu kadar stratejik yaklaşmasındaki amaç neydi?

12 eylül faşist rejimi hareketimizi Amed zindanında tasfiye etmek için büyük yüklendi. İnsanlık aleminin çok ender rastladığı, duyduğu işkenceleri orada geliştirdi. Bu işkencelerle iradeyi kırmak, teslim almak ve insanları ihanete sürüklemek istedi. En çok da Mazlum, Hayri ve Kemallerin şahsında bu vahşeti yoğunlaştırarak sonuca gitmek istedi. Zindan direnişçilerine ideolojik, örgütsel, siyasal, kültürel kimliklerini bırakmalarını dayatıyordu. Bu vahşete karşı Amed zindanlarında Mazlum, Hayri ve Kemallerin önderliğinde büyük bir direniş geliştirildi.

Devletin zindanda içine girdiği yönelimlere cevap nasıl oldu?

Bu yoldaşlarımız işlerin bir ölüm kalım noktasında olduğunu gördüler. Hareketin yurtdışına çıktığını gördüklerinden hareketi temsil etmenin o koşullarda zindan direnişçilerine düştüğünü ve her türlü zorluğa karşı hareketi temsil etmeleri gerektiğini görerek bu görev ve sorumluluğu üstlendiler. Zindan direnişçilerimiz, hareketin bir yol ayırımına geldiğini bilerek, ya o vahşet karşısında teslim olunacak ya da büyük bir direnişle teslimiyet ve ihanete karşı durup bunu etkisizleştirmeyi gerçekleştireceklerdi. Bu direniş yönelimleri boşa çıkarma, hareketin ve halkın iradesini o vahşet altında ayağa kaldırmaydı. Bu yoldaşlarımız teslimiyet ve ihaneti düşünmediler. Bunun hem PKK militanlığına ve Kürt halkına yakışmayacağını bildiklerinden hem de aldıkları eğitim ve kendilerinde yarattıkları kişilik ve ruh gereğince en dayanılmaz koşullarda canlarını ortaya koyarak direndiler. O direnişle teslimiyet ve ihaneti bertaraf ettiler.

Direnişler dışarıya nasıl bir mesaj veriyordu?

Amed zindanlarında ortaya konulan bu mücadeleyle aynı zamanda Önderliğe ve harekete mesaj veriliyordu. Oradan ilettikleri mesaj şuydu: ‘Bizim mücadelemiz, bizim çığlıklarımız halkımıza, dünya halklarına ve kamuoyuna mutlaka duyurulmalıdır.’ Önder APO bu mesajları aldığında hareketin yurtdışında mülteci durumuna düşme, marjinalleşme hatta tasfiye olma, bir daha ülkeye dönememe durumu da vardı. Nasıl ki Mazlum, Kemal ve Hayriler Amed zindanında teslimiyet ve ihaneti direnişle bertaraf ettilerse, Rêber APO da mültecileşmenin, marjinalleşmenin, tasfiyenin, yok olmanın önünü yaptığı çalışmalarla, direnişle önledi. Bu iki direniş birleştirilerek bunun üzerinden 15 Ağustos hamlesi geliştirildi. 15 Ağustos’la birlikte Kürt halk tarihinde yeni bir süreç başlatıldı. Bir daha asla teslimiyet ve ihanetin yaşanmaması için 15 Ağustos tarihsel hamlesiyle tedbir alındı. 15 Ağustos hamlesine kadar Amed zindanı mücadeleyi temsil etmiştir, mücadeleye öncülük etmiş ve bu görevini başarıyla yerine getirmiştir. Bu direniş bayrağını 15 Ağustos’la birlikte artık dışarı ele aldı. Böylelikle o direnişçilerin istemleri yerine getirilmiştir. Bu direnişle sadece cezaevlerine ve Türk devletine mesajlar verilmedi. Kürdistan halkına, bölge halklarına, güçlerine ve uluslararası güçlere de mesajlar verildi. 15 Ağustos tarihsel hamlesiyle birlikte ‘Ölmüştür, işi bitmiştir’ dedikleri bir halkın hiçte öyle olmadığı, var olmak için, özgür yaşamak için ayağa kalktığını, bittiğini sandıkları bir noktada Kürt halkının yeniden ‘Ben varım’ dediğini gördüler.

15 Ağustosla verilen bu mesaj Ortadoğu halkları tarafından nasıl okunmalı?

Ortadoğu halkları açısından 15 Ağustos bir çıkıştır, bir doğrultudur. Demokrasi ve özgürlük mücadelesinde Ortadoğu halklarına yol gösterilmiştir. Türkiye’deki sömürgeci faşist rejime karşı 15 Ağustos tarihsel hamlesinin başlatılmasıyla Ortadoğu halklarında gerici ve despotik rejimlere karşı mücadele umutları yaratılmıştır. Bununla mücadelenin hangi yolla gelişebileceği gösterilmiştir. Onun başarı olanakları gösterilmiştir. 15 Ağustos hamlesinin bir de bu yönlü bir mesajı vardır. halklar bu mesajı böyle okurlarsa doğru sonuçlar çıkarabilir ve etkin bir mücadeleye dönüştürebilirler. ABD emperyalizminin faşist rejimle Ortadoğu’da oluşturmak istediği bir faşistleşme süreci vardı. 15 Ağustos’la bu faşistleşme sürecinin önüne de geçilmiş ve boşa çıkarılmıştır. Yine 12 Eylül rejimi baskıları altında umudu neredeyse tükenen Türkiye halkına ve Kürt halkına bir umut ışığı olarak doğmuştur. Halklarda demokrasi ve özgürlük umudunun tükenmediği ortaya konmuştur. Yine faşist sömürgeci rejim açısından her şeyi tam da sonuca götürdüğünü, artık bir pürüzün, bir engelin kalmadığını sandığı bir anda 15 Ağustos bir şimşek gibi çakmış ve faşist rejimde büyük bir gedik açmıştır. Bu rejimin baş aşağıya gitmesini sağlamıştır. Rejim, 15 Ağustos atılımı karşısında büyük bir paniğe kapılmıştır.

O dönem Türkiye sol hareketi hatta siyaseti bir tıkanma, dağılma içerisindeydi. 15 Ağustos tüm bunlara nasıl bir etkide bulundu?

Bu hamle Türk soluna, Kürt demokratik devimci hareketine büyük bir nefes aldırmıştır. 15 Ağustos’a kadar büyük bir tasfiye hareketi, mültecileşme hareketi gelişmektedir. Tamamen iradesi kırılmıştır, artık mücadele edemez duruma gelmiştir. 15 Ağustos bu tasfiyeye ‘Dur’ demiştir. Devrimci ve demokrasi güçleri için bir canlanma, tekrardan kendilerini toparlamanın olanaklarına kavuşmasına yol açmıştır. Kısacası 15 Ağustos hamlesinin böyle halklara, emekçilere ve despotik faşist rejimlere, sola, cezaevinde direnen direnişçilere çok büyük mesajları gerçekleşmiştir. 15 Ağustos hareketi büyük bir demokrasi ve özgürlük hareketidir.

Hazırlayan: Halit Ermiş

Kategorilenmemiş

Yorum yap

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.